Güncel Makalelerimiz

Zamanaşımı... 21-02-25

Yargıtay Kararları Işığında Olası Kast-bilinçli Taksir Ayrımı


Türk hukukundaki hakim görüş ve bu durumun bir yansıması olarak Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğunun temeli kusura dayandırılmıştır. Kusurun varlığı somut olayı hukuka aykırı hale getirmektedir. Kusur kavramı ise kanunda kast ve taksir ana başlıkları altında kategorize edilerek düzenlenmiştir. Kasta dayanan kusur sorumluluğu olası kast ve doğrudan kast; taksire dayanan kusur sorumluluğu ise basit taksir ve bilinçli taksir başlıkları altında irdelenmelidir.
Taksir sözcüğü bir işi eksik yapma, kusurda bulunma gibi anlamlara gelmektedir. Türk hukukunda ise ağırlıklı olan görüşe göre taksir kavramı kişinin öngörülebilir veyahut önlenebilir bir neticeyi gereken dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek gerçekleştirmesidir. Basit taksir söz konusu olduğunda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali ile neticenin öngörülememesi söz konusu iken bilinçli taksir failin isteyerek yaptığı hareket sonucu neticenin gerçekleşeceğini öngörmesine fakat neticenin gerçekleşmesini istememesine rağmen yine de suçun tanımındaki hareketi gerçekleştirmesi şeklinde yorumlanabilir.
Doğrudan kast; bir hareketin getireceği neticeyi bilerek ve öngörerek suç tanımındaki ilgili fiili gerçekleştirmektir. Olası kast ise suçun kanuni tanımındaki neticenin gerçekleşebileceğinin öngörülmesine rağmen adeta “ne olursa olsun” dercesine oluşacak sonucun göze alınması ile hareketin gerçekleştirilmesini ifade eder.
Olası kast ve bilinçli taksir kavramları birbirleri ile karıştırılabilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus kast söz konusu olduğunda failin suçun kanuni tanımındaki unsurları ve neticeyi tümüyle bilerek ve isteyerek hareket etmesidir. Olası  kast, 5237 sayılı TCK’nın 21/2. maddesinde, “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla olası kastı bilinçli taksirden ayıran önemli unsurlardan biri olası kastta neticenin kabullenmiş olmasıdır.
Olası kast ve bilinçli taksir tartışması Yargıtay kararları çerçevesinde de süregelmektedir. Örnek vermek gerekirse Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2015/4140 E.,2016/3581 K. Sayılı kararında “Dairemizde, sanığın düğün merasimi sırasında havaya ateş etmesi sonucunda ölüme neden olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sayın çoğunlukla aramızda suç vasfının belirlenmesi noktasında görüş ayrılığı vardır. Sayın Dairemizin çoğunluğu tarafından olası kast olarak kabul edilen eylem tarafımdan bilinçli taksirle ölüme neden olma kabul edilmektedir.” Şeklinde karar verilmiş olup ilgili Yargıtay kararında da açıkça görülecektir ki bilinçli taksir ve olası kast Türk mevzuatında görüş ayrılıklarına kapı açan, net çizgilerle ayrılamayan bir konudur.
Aynı şekilde Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2015/5029 E.,2016/1161 K. Sayılı kararında da “Dairemizde, suça sürüklenen çocuğun kullandığı araçla kırmızı ışıkta geçmek suretiyle ölüme neden olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sayın çoğunlukla aramızda suç vasfının belirlenmesi konusunda ayrılık vardır. Sayın Dairemizin çoğunluğu tarafından olası kast olarak kabul edilen eylem bizim tarafımızdan bilinçli taksirle ölüme neden olma kabul edilmektedir.” Şeklindeki gerekçesiyle olası kast ve bilinçli taksir ayrımının halihazırda tartışmalara yol açan ve görüş ayrılıkları barındıran bir konu olduğunu gözler önüne sermiştir. Aynı kararın ilerleyen bölümlerinde “Bir başka ifadeyle olası kastta fail ''varsın olsun'' şeklinde bir yaklaşımda bulunmak zorundadır. Buna karşın bilinçli taksir hali, failin suçun gerçekleşme olasılığını hesaba kattığı (bilme unsuru), ancak ilgili neticenin ortaya çıkmayacağına güvendiği (isteme unsuru) durumlarda, mevcut kabul edilir. Yani burada failin ''hiç bir şey olmaz'' şeklinde bir yaklaşımda bulunması zorunludur. Hem bilinçli taksirde hem olası kastta, bir neticenin ortaya çıkması ihtimal ve olasılık dahilindedir. Bu nedenle olası kast ve bilinçli taksir arasında yapılacak ayrımda, kastın sadece isteme unsuruna dayanılmalıdır.” Şeklinde ifade edilmiştir. Bizim de katıldığımız bu görüşe göre olası kast ve bilinçli taksir ayrımında isteme unsuruna dayanılmalıdır. Hem olası kast hem bilinçli taksir söz konusu olduğunda neticenin gerçekleşme ihtimali her ikisi için de geçerlidir. Ancak fail olası kast ile hareket ettiğinde neticenin gerçekleşmesi ihtimalini göze almış, olası kastta ise neticenin gerçekleşme ihtimalinin kendi deneyim ve tecrübelerine duyduğu güven ile gerçekleşmeyeceğini düşünmektedir. Hal böyle iken bilinçli taksir söz konusu olduğunda neticenin gerçekleşmeyeceğine dair bir güven söz konusudur.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 18.10.2012 tarih ve 2012/4268 Esas, 2012/7745 Karar sayılı kararında; “Sanığın gönüllü köy korucusu olduğu ve ruhsat süresi dolmuş olan kalaşnikof marka tüfeğinin bulunduğu, olay günü ikamet ettiği köyde yapılan düğün merasimi sırasında üzerinde bulunan tüfek ile havaya ateş ettiği, yapılan ateş sonucu mermilerden birisinin düğün konvoyunda bulunan maktulü, batın sol üst kadrandan girerek dalak, mide, kalın barsak ve akciğerinden yaraladığı, bu yaralanma sonucu maktülün iç organ yaralanmasına bağlı iç ve dış kanama sonucu yaşamını kaybettiği olayda; sanığın, öldürme suçunun yasal tanımındaki unsurlarının gerçekleşmesini öngörmesine karşın eylemi gerçekleştirdiği, dolayısıyla olası kastla öldürme suçundan ceza verilmesi gerekirken yazılı şekilde bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini” şeklinde verilen ilgili karar ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur. İlgili karara katılmamakla beraber somut olayda kişinin neticeyi umursamayarak olursa olsun düşüncesiyle hareket ettiğini düşünmemekteyiz. Dolayısıyla da Yargıtay ilgili ceza dairesinin olası kast ve bilinçli taksir ayrımı yapar iken ilgili somut olayda olası kast hükümlerinin uygulanacağına dair karar vererek yerel mahkemenin kararını bozması kanaatimce isabetli olmamıştır.
Ancak bir başka kararda Yargıtay 12. Ceza Dairesi         2019/12283 E.  ,  2020/394 K. Sayılı kararında “Somut olayda ise; sanığın alkollü vaziyetteyken evde bulunan tabanca ile oynamaya başlaması, evde bulunanlar tarafından uyarılmasına rağmen oynamaya devam etmesi, şaka yapmak amacıyla katılana tabancayı doğrultması esnasında olay yerinde bulunan insanların yaralanabileceğini hatta ölebileceğini öngörmesine rağmen eylemini devam ettirdiği anlaşılmakla, katılana karşı olası kastla yaralama suçunu işleyen sanık hakkında, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde bilinçli taksirle yaralama suçu üzerinden değerlendirme yapılması, ”şeklinde yapılan değerlendirme de sanığın neticeyi öngörmesine rağmen hareketine devam etmesi olası kast olarak değerlendirilmiştir. Tarafımızca da Yargıtay’ın ilgili değerlendirilmesi isabetlidir. Sanık ilgili olayda adeta “ne olursa olsun” diyerek hareketin icrasına devam etmiş, neticenin gerçekleşme ihtimalini öngörmesine ve uyarılara rağmen hareketine devam etmiştir.
Yargıtay, bilinçli taksir ve olası kast tartışmasında farklı görüşlere katılarak gerek oy çoğunluğu ile gerek oybirliği ile farklı kararlar vermiştir. Doktrinde ve öğretide olası kast ve bilinçli taksir konusu halen tartışmalı bir konu olarak varlığını sürdürmektedir. Bizim katıldığımız ve yazımızda savunduğumuz görüşe göre bu ayrımda neticenin bilinmesi değil istenmesi hususu önemli olacaktır. İsteme unsuru ise yargı merciiler çerçevesinde görüş ayrılıkları bu seviyede fazla iken her anlamda ele alınmalı, somut olay tüm delillerle kendi özünde incelenmeli, her somut olay için kendisine özgü bir değerlendirme yapılmalıdır. Hak kaybı yaşanmaması adına somut uyuşmazlık bazlı irdelemeler yapılmalıdır.

                                                                                                AV. MÜZEYYEN KÜÇÜKDOĞAN